Masal

Masallar, çocukların bilişsel, dilsel ve ahlaki gelişimleri başta olmak üzere birçok açıdan olumlu yönde etkileyen en önemli okuma metinleri arasında yer alır.

RÜZGARIN YARAMAZLIĞI

Söğütlü köyde herkes Rüzgardan şikayetçiydi. (Neden Rüzgardan şikayetçi olabilirler?) Yaşlı dede, ekmek pişirdiği fırında ateşi södürdüğü için kızıyordu Rüzgara. Yaşlı nine sokağa çıkmasına izin vermediği için içerliyordu. Ayakkabıcı ustası dükkanının pencere pervazları arasındaki deliklerden içeri girip soğuttuğu için sinirleniyordu. Topal bahçıvan, bahçedeki çiçekleri kırdığı için öfkeleniyordu. Köyde sadece küçük çocuk seviyordu rüzgarı. (Neden seviyor olabilir?)

-Anneciğim, gel bak rüzgar ne tatlı esiyor?

-O tatlı değil yavrucuğum. Hınzırın tekidir Rüzgar. Onun insafsızlığından bu yıl hiç ürün vermeyecek bitkiler. Çünkü bitki tozlarını çok uzağa götürüyor. Belki ekmeğimiz bile olmaz bu yıl.

Ekmek lafı küçük çocuğa rüzgarı unutturmuştu bile:

-Anneciğim, bana yağlı ekmek verir misin?

Rüzgar ise kimsenin kendisini sevmediği bu köyü terk etti. (Rüzgar sizce nereye gidecek?)

-Gerçekten de beni sevmemekte haklılar. Islık çalar gibi eserim, fırtına olup kükrerim. Benden korkuyorlar, bu doğru, ama başka nasıl davranılır bilemiyorum. Ne yapabilirim? (Sence rüzgar kendini sevdirmek için ne yapabilir?) Rüzgar horozun yanına gitti. Ondan kendisine şarkı söylemeyi öğretmesini istedi. Ama horoz sadece ötmesini biliyordu. Kurbağaya gitti. O da yardım edemedi. Çaresiz kırlarda dolaşırken karşısına bir korkuluk çıktı. Ama bu korkuluk, ekinlerin ortasına yerleştirilip kuşları kaçırması gereken diğer korkuluklardan farklıydı. (Bu korkuluğun farkı ne olabilir?) Güzel bir genç kız gibi giydirilmişti. Başında zarif bir şapka, üzerinde ipek eteklik vardı. Rüzgar bu güzel kıza yaklaşmaktan korktu. Önce hanımeline gitti, ondan güzel kokular aldı. Sonra kıza yaklaştı. Ama o kadar tedirgindi ki acemilikle gerektiğinden fazla esti. Kızın şapkası uçtu, etekleri havalandı.

Rüzgar çok utandı. (Rüzgar neden utanmış olabilir?) Ağlamaklı oldu, köye dönmeye karar verdi. Yolda buğday tarlasında küçük çocuğu gördü. Annesi tarlada çalışıyor, ekin topluyordu. Küçük çocuk için ağaca bir salıncak kurmuştu. Çocuk salıncakta uyuyordu.

Çocuk kendisini seven tek insan olan küçük çocuğu görünce çok sevindi. Onu da sevindirmek için usul usul esmeye başladı. O kadar tatlı ve uysal esiyordu ki bütün ekinler başlarını diktiler. Başaklar açıldı. Artık küçük çocuğun annesi daha rahat çalışabilirdi.

Küçük çocuk ise bunlardan habersiz tatlı tatlı uyuyordu. Rüyasında rüzgarla oynuyordu.

KOKULAR

Suna o gün annesiyle halasını ziyarete gidecekti. Uzun zamandır halasını görmemişti. Onu çok özlemişti. Annesi:

-Sunacığım, hadi artık hazırlan, dedi.

-Peki anneciğim, dedi Suna.

Koşarak odasına gitti. Halasının ona ördüğü elbiseyi giydi. Yakışıp yakışmadığını sormak için annesinin yanına gitti. Annesi parfüm sıkıyordu. Suna’nın burnuna çok güzel bir parfüm kokusu geldi. (Parfümler nasıl kokarlar?)

-Anneciğim, elbisem yakışmış mı?

-Çok güzel olmuş canım. Hadi artık çıkalım.

Suna ile annesi yola çıktılar. Birden Suna’nın burnuna çok kötü bir koku geldi. (Bu ne kokusu olabilir?) Bu çöp kokusuydu. Çöpçü amca çöpleri toplamayı unutmuştu. Suna hemen burnunu tuttu.

-Anneciğim buradan çabuk geçelim, dedi.

Yürümeye devam ettiler. Bir süre sonra annesi bir çiçekçinin önünde durdu.

-Halan için çiçek alalım, dedi. Biliyorsun, halan çiçekleri çok sever.

Suna ve annesi çiçekçiye girdiler. İçeride çok güzel bir çiçek kokusu vardı. Suna halası için çok güzel kokan nergis çiçeklerini seçti. (Kokan çiçekler hangileridir?)

-Çiçekleri ben taşıyabilir miyim? dedi Suna.

-Tabi canım.

Kısa bir yürüyüşten sonra halasının evine geldiler. Halası kapıyı açtığında Suna çok güzel bir kek kokusu aldı.

-Halacığım, en sevdiğim keki yapmışsın, dedi.

Halasına çiçekleri uzattı. Gün boyu çok eğlendiler. Odanın içi Suna’nın seçtiği nergis çiçeği ile çok güzel kokuyordu. Ama Suna en çok kekin kokusunu seviyordu.