Masal

YARALI KUŞ

Gökçe her pazar dedesiyle parkta dolaşmayı çok seviyordu. (Gökçe ve dedesi parkta neler yapıyor olabilirler?) Dedesiyle yürüyor, çiçek topluyordu. Gökçe, o pazar, dedesiyle parkta çiçek toplarken dalların arasında sağ kanadı yaralı bir kuş gördü. Önce biraz korktu. Sonra hemen dedesine haber verdi. Dedesi:

-Canım ne oldu sana? dedi ve kuşu eline aldı.

Gökçe:

-Dede bu kuşa ne olmuş? diye sordu.

-Bu kuş bir martı. Herhalde bir yere çarpıp sağ kanadını yaralamış ve buraya düşmüş, dedi dedesi. (Sizin sağ kolunuz hangisi?)

Gökçe ve dedesi kuşu alıp eve götürdüler.

-Onu nasıl iyileştireceğiz? dedi Gökçe.

-Kanadına ilaç sürüp saracağız. Biraz dinlenirse geçecektir, dedi dedesi.

Gökçe ve dedesi martının sağ kanadını sardılar ve onu camın önünde bir minderin üzerine yerleştirdiler. Gökçe’nin merak ettiği bir şey vardı. (Gökçe’nin merak ettiği şey neydi?) Bunu dedesine sordu:

-Dede, yaralı kuşumuz sol koluyla uçamaz mı?

-Hayır yavrum. Kuşlar iki kanatlarını kullanarak uçarlar. Sadece sol kanadıyla uçamaz. Sağ kanadının da iyileşmesi gerek.

Gökçe yaralı martı için çok üzülüyordu. Ya bir daha uçamazsa. (Kuş uçamazsa Gökçe ne yapabilir?)

Aradan bir hafta geçti. Gökçe her gün yaralı kuşunu ziyaret ediyordu. O gün yaralı kuşun sağ kanadını hareket ettirdiğini gördü.

-Demek iyileştin, dedi. Hemen dedesine haber verdi.

Gökçe martıyı çok sevmişti. Ama kuşlar özgürce uçmalıydı. Bu fikrini dedesine söyledi. Dedesi:

-Çok haklısın yavrum, dedi.

Kuşu alıp bahçeye çıktılar ve gökyüzüne saldılar. Martı çok mutluydu. Onlara teşekkür eder gibi baktı ve uçarak oradan uzaklaştı. Artık Gökçe ve dedesi çok mutluydu. (Martı nereye gitmiş olabilir?)

KUŞ OLMAK İSTEYEN AYI YAVRUSU

Bir zamanlar küçük bir ayı yavrusu varmış. Bu ayıcığın en büyük rüyası kuş olabilmekmiş. (Sizce ayının neden böyle bir isteği olabilir?) Sonunda ormanda dolaşıp, ağaçların dallarında şakıyan kuşlara seslenmiş.

-Günaydın kuşlar, ben de bir kuşum işte!

Kuşlar kahkahalarla gülmüşler:

-Sen kuş değilsin ki! Kuşların gagaları olur.

Ayıcık ormanda kendisine bir gaga aramaya başlar. Gagaya benzer bir tahta parçasını çam reçinesiyle burnuna yapıştırmış. Kuşların yanına geri dönmüş:

-Ben de bir kuşum artık! Bakın gagam bile var.

-Olur mu canım, kuşlar şarkı söylemesini bilirler.

Ayıcık bu kez ümidini kaybetmek üzereymiş. (Ayıcık neden ümitsizliğe kapılmış olabilir?) Çünkü şarkı söylemesini hiç bilmezmiş. Ama ormanın sonunda şarkı söylemesini öğrenebileceği ötücü kuş arkadaşı aklına gelmiş. Hemen onun yanına gitmiş:

-Canım arkadaşım. Ne olur bana şarkı söylemesini öğret!

-Bilmem öğrenebilir misin? Aslında şarkı konusunda ayıların yeteneği yoktur. Ama istersen deneyebiliriz. Benim söylediklerimi tekrar et bakalım: do, re, mi, fa, sol, la, si, do…

Küçük ayı günlerce şarkı söylemeyi öğreten kuşun söylediklerini tekrarlamış durmuş. Öğretmeni çalışkan olduğu için çok övmüş.

Sonunda şarkıyı öğrenmiş ve kuşların yanına geri dönüp şarkısını söylemiş:

-Do, re, mi, fa, sol, la, si, do…

-Hayır, hayır, demiş kuşlar. Gagan olsa da, ötmesini bilsen de sen kuş olamazsın. Çünkü sen uçamıyorsun.

Küçük ayı yavrusu uçmayı da öğrenmeye karar vermiş. (Sizce ayı uçmayı öğrenebilir mi? Neden?) Ayakları üzerinde zıplayıp öne doğru atlamış, ama bu uzun atlama gibi bir şey olmuş. Uçmakla ilgisi yokmuş.

-Şimdi beni dikkatlice izleyin kuşlar, demiş.

Yüksek bir kayanın tepesine çıkarak oradan kendini aşağıya bırakmış, kollarını kuşların kanatları gibi iki yana sallıyormuş, ama elbette ki bu hareket onun uçmasına yetmemiş. Yukarıdan yuvarlanan bir taş gibi hızla yere vurmuş. Her tarafı acı içinde kalkmış, tahtadan yapıp reçineyle yapıştırdığı burnu da kopmuş. Zorlukla düştüğü yerden doğrulurken, kuşlar da bu kadar eğlenceyi yeterli bulup ayı yavrusunun yanından ayrılmışlar.

Ayı yavrusu ise acıyan yerlerini ovarak ormana doğru ilerlemiş. Ağaçların sıklaştığı bir yerde oturup kendine gelmek isterken burnuna böğürtlen kokusunun geldiğini hissetmiş. Gerçekten de arkadaki böğürtlen çalılığı olgun, kırmızı böğürtlenlerle doluymuş. Gidip bir güzel karnını doyurmuş.

Olgun böğürtlenleri, yaban dallarını, çeşit çeşit meyveleri, taze balıkları yemek ve ormanın tadını çıkarmak, yani dünyada bir ayı gibi yaşamak varken, başkalarına özenmek delilik diye düşünmüş ayıcık. Ondan sonra da ayı olarak dünyaya geldiği için bir daha hiç üzülmemiş.