Masal

Masallar, çocukların bilişsel, dilsel ve ahlaki gelişimleri başta olmak üzere birçok açıdan olumlu yönde etkileyen en önemli okuma metinleri arasında yer alır.

AĞAÇTA NELER VAR?

Burak, babasıyla beraber olmayı çok seviyordu. (Neden babasıyla vakit geçirmeyi seviyor olabilir?) Annesinin işi olduğu günlerde babası ile vakit geçiriyordu. Burak’ ın babası mimardı. O gün oğluna:

– Ben ilerideki bir kasabaya gideceğim. Orada bir eve bakmam gerekiyor. Bana arkadaşlık eder misin? Hem hava da çok güzel. Orada oyun oynayabilirsin, dedi. (Burak’ ın cevabı ne olabilir?)

-Tamam babacığım, dedi Burak.

Beraber arabalarına binip kasabaya gittiler. Hiç şehre benzemiyordu. (Kasabanın şehirden farkı ne olabilir?) Her yer yemyeşildi. Evler tek katlıydı. Etrafta ağaçlar vardı. Güzel bir evin yanına geldiler. (Ev nasıl olabilir?) Onları Ali amca ve Ahmet ağabey karşıladı.

-Benim burada biraz işim var, dedi babası.

-Ben etrafı gezebilir miyim?

Yalnız gezemezsin dedi babası. Tehlike olabilir. Buraları bilmiyorsun.

Ahmet ağabey:

-Eğer istersen ben sana eşlik edebilirim Burak.

-Çok isterim, dedi Burak.

Ahmet ağabey ve Burak büyük bir bahçede gezmeye başladılar. (Bahçede neler olabilir?) Kocaman ağaçlar vardı.

-Ağacın üzerindekiler ne? diye sordu Burak. Ne kadar güzel görünüyorlar.

-Bunlar meyve ağaçları, dedi Ahmet ağabey. Senin yediğin meyveler bu ağaçların üzerinde yetişiyor.

Burak daha önce meyveleri hiç ağacın üzerinde görmemişti. (Ağaçta hangi meyveler olabilir?) Elma, armut, kiraz, kayısı ağaçları çok güzeldi.

-Ağacın üzerine çıkmak ister misin? diye sordu.

-Tabi, dedi Burak.

Ahmet ağabey Burak’ ı dikkatlice ağaca çıkardı. Burak elma ağacının alt dallarından birinin üzerine oturdu. Elmalar yaprakların arasından kırmızı kırmızı parlıyordu. Bir tanesini eliyle kopardı, ısırdı. Tadı çok güzeldi. Çok tatlıydı. Burak bir anda bir şey gördü. (NE görmüş olabilir?) Bir elmanın üzerinde küçük bir kurt geziniyordu.

-Ahmet ağabey elmanın üzerinde kurt var, dedi.

-Bazı elmaların içinde kurt yaşayabilir. Onlar da tatlarını çok seviyorlar.

Burak kurda daha yakından baktı. Çok şirindi. Elma ağacını çok sevdi. Ağaçtan aşağıya indi. Bütün ağaçların dallarından meyveler kopardı. Daldan meyve yemek çok güzeldi. Bir süre sonra uzaktan babasının sesi duyuldu.

-Burak, oğlum, hadi gidiyoruz dedi.

-Tamam babacığım.

Burak arabaya binerken Ahmet ağabey’ e çok teşekkür etti.

-Buraları çok sevdim, dedi. Babacığım biz de burada oturalım.

-Sevdiysen sık sık gelebiliriz, dedi babası.

Arabalarına binip giderlerken Burak babasına geçirdiği günü anlattı. (Burak nasıl bir gün geçirmişti?) Meyve ağaçlarını çok sevmişti.

TAVŞANLA KAPLUMBAĞANIN YARIŞI

Kırlarda en hızlı koşan hayvanlar birinin tavşan olduğunu hepimiz biliriz. (Siz hızlı koşan başka hangi hayvanları biliyorsun?) Siğer yandan da en yavaş ilerleyen hayvanın, sırtında evini taşıyan kaplumbağa olduğunu da biliriz. Peki buna rağmen bir defasında kaplumbağanın tavşanı koşma yarışında geçtiğini biliyor musun?

Sana olayı anlatayım:

-Tavşan gibi hızlı koşuyor, deyiminin doğru olmadığını düşünüyorum, demiş kaplumbağa tavşana. Bana kalırsa, ben seni yarışta geçebilirim.

Tavşan önce kulaklarına inanamamış. Kaplumbağanın söylediğini yanlış anladığını sanmış. Ama kaplumbağanın gerçekten de kendisine yarış teklif ettiğini görünce kahkahalarla gülmeye başlamış:

-Sen çıldırmışsın! Sen beni koşuda nasıl yakalarsın? Beni geçebileceğini nasıl düşünürsün?

-Neyse ne, demiş kaplumbağa. Korkuyorsan korktuğunu söyle, yok benden korkmuyorsan, o zaman yarışa çık!

Tavşan kabul etmiş. Koşu için alanı belirlemişler, Yarışın başladığı ve bittiği noktalara hakem olarak hayvanlar yerleştirmişler.

Baş hakem olan kirpi, dikenlerini daha da kabartarak işareti vermiş. (Sence yarışı kim kazanacak? Neden?)

-Yarış başladı.

Kaplumbağa var gücüyle atılmış, ama sırtında kabuğuyla, çarpık bacaklarını atarak, nefes nefese yürüdüğü tempo o kadar ağırmış ki, tavşan yerinden kımıldamamış bile:

-Sen yürü biraz bakalım, ben iki zıplayışla seni yakalarım.

Tavşan çevresindeki yeşilliklerle karnını doyurmaya başlamış. Bir süre sonra tekrar kaplumbağaya bakmış. O kararlı bir şekilde ilerliyormuş. Ama tavşanın bulunduğu bulunduğu yere çok yakınmış.

-Ben şimdi koşmaya başlarsam, bu kaplumbağadan üç saat önce yarışı bitiririm. Şimdi biraz kestireyim, diye düşünmüş.

Gerçekten de yatmış uyumuş. Sonra birden uyanmış. Önce nerede olduğunu bile hatırlamamış. Sonra her şey aklına gelmiş. (Bu arada kaplumbağa ne yapıyor olabilir?) Heyecanla kaplumbağaya bakmış. Kaplumbağa artık hedefe çok yaklaşmış.

Tavşan var gücüyle koşmaya başlamış, ama burun farkıyla da olsa kaplumbağaya yenilmekten kurtulamamış.

-Gördün mü! demiş kaplumbağa yorgunluktan derin derin soluyarak. İşte her söylenenin gerçek olmayacağını kanıtladım. Bir kaplumbağa bir tavşanı geçti.

Başkasını küçümsemenin neden olduğu ağır yenilgi tavşanı o kadar utandırmış ki, bir kaplumbağa tarafından geçildiğini kimsenin bilmediği başka yerlere göç etmek zorunda kalmış.