Masal

GÜNAYDIN TOPRAK

Merhaba. Benim adım toprak. Uzun bir süredir karlarla kaplıydı üstüm. Gökyüzünü çok özledim. Artık karlar eridi ve içime kadar girdi. Onun sularıyla bir sürü bitkiyi besleyeceğim. İlk önceleri biraz üşüdüm ama artık ısınıyorum. (Toprak neden önce üşüdü?) Güneşi gördüğümde çok sevindim. İçimde bir hareketlenme var. Ağaçlar köklerini su almak için oynatıyorlar. Çiçeklere, ağaçlara su veriyorum. Çimenler bir bir üzerimde bitiyor. Onlar benim saçlarım.

-Merhaba, dedi, bana ağaç. Çiçekler açacağım. Suya ihtiyacım var toprak.

-Ben de büyüyeceğim, dedi, papatya bana.

Hepsi teker teker büyüyorlar. Aramıza yeni çiçekler de katıldılar. Kuşların taşıdığı tohumlarla üzerimde artık daha çok çiçek olacak. Yeşil tırtılın üzerimde gezdiğini hissediyorum.

-Canını acıtmıyorum değil mi toprak, diye sordu bana.

-Hayır, dedim. Seni çok özledim. Kışın nerelerdeydin?

-Bir ağacın kovuğundaydım. Ben de seni çok özledim.

Bütün böcekler çimenlerin arasında geziniyor. Güneş:

-Merhaba toprak. Kışın karların altında üşümüş olmalısın. Seni ısıtabilir miyim?

-Evet, dedim. İçime kadar girdi sıcaklığın.

Artık göçmen kuşlar da geri döndü. Bana kanatları ile el sallıyorlar.

-Bahar geldi artık, diyorlar.

Yakında çiftçi amca da gelecek. Kışın bekleyen tarlasını sürecek. Küçük fidanları, tohumları çok özledim. Çiftçi amca önce beni kazıyor. Öyle yavaş kazıyor ki hiç canım acımıyor. İçime minicik bir tohum koyuyor. Onu besliyorum. Bütün vitaminlerimi ona veriyorum. Bir gün o da gökyüzüne çıkacak. Güneş ile tanışacak. İlkbaharda herkes uyandı. Hepimiz çok mutluyuz. Tatlı esen rüzgar hepimizi okşuyor ve çiçeklerin kokularını etrafa yayıyor.

MURAT’IN BAHÇESİ

Muratların kocaman bir bahçesi vardı. Bahçedeki havuzda balıklar besliyorlardı. Küçük kulübesinde de çok sevimli köpekleri vardı. Annesi ve babası Murat’a hep doğadaki canlıları korumak ve sevmek gerektiğini anlatırlardı. (Sence canlılara nasıl davranmalıyız?) Murat eskiden ağaçları ve çiçekleri cansız zannederdi: “Onlar yürüyemiyor, konuşamıyor ki?” derdi. Simdi ise beslenip büyüyen hatta yapraklarıyla nefes alan ağaçların, otların ve çiçeklerin de canlı olduklarını biliyordu. Murat her sabah herkesten önce uyanırdı. Önce balıklara yem atar sonra çiçekleri sulardı. Sonra da köpeğine yiyecek verir biraz da onunla oynardı. Bazen arkadaşları Murat’ların bahçesine gelirdi. Hep birlikte çok güzel vakit geçirirlerdi.

Bir sabah yine uyandı. Yatağın altında uyuyan kedisi de ona katıldı. Birlikte bahçeye çıktılar. Bahçedeki masanın üstünde duran yemleri aldı. Balıklara attı. Küçük balıklar sevinçle zıplamaya başladılar. Murat’ı gören köpeği de ayaklarına dolanmaya başlamıştı. Murat, daha sonra masanın altındaki sulama kabını aldı. Çiçekleri suladı. (Evinde çiçek yetiştiren var mı? Çiçeklere neler yapıyorsunuz?) Sıra köpeğine gelmişti. Küçük köpek yemek kabının önüne geçip havlamaya başlamıştı. (Acaba köpek ne anlatmak istiyor?) Küçük köpek belli ki çok acıkmıştı. Murat köpeğe de yemek verdikten sonra bahçedeki ağacın kalın gövdesine yaslandı. Murat beş yaşındaydı. Bu köpeği Murat 2 yaşına girerken babası hediye etmişti. Murat bu hediyeye çok sevinmişti. Murat bahçedeki canlılara uydurduğu şarkıyı söylemeye başladı:

“Balıklarım, köpeğim var

Renk renk çiçeklerim var

Ağaçlarım, kedim var

Lay lay lay lay…”

Murat kendi kendine şarkı söylerken annesi seslendi: “Haydi artık kahvaltıya!” Murat: “Kahvaltıdan sonra görüşürüz.” deyip eve gitti. Kahvaltıda ince dilim kızarmış ekmekler vardı.

İki dilim ekmekle peynir yedi. Bir kalın dilim de kek yedi. Annesi: “Eee bugün bahçede durumlar nasıl?” diye sordu. Murat: “Hepsi çok mutlular!” diye cevap verdi. Annesi: “Mutlular mı? Balıkların, çiçeklerin, köpeğin… Mutlu olduklarını nasıl anlıyorsun ki?” diye gülerek sordu. Murat: “Ben onları çok seviyorum. Ben onlarla mutluyum. Köpek ayağıma dolandı, balıklar zıpladı, kediciğim beni takip etti, ağaç gölge yaptı, çiçekler koku saçtı. Demek ki onlar da çok mutlu.” dedi. Annesi bu cevap üzerine Murat’ı yanaklarından öptü.