Masal

Masallar, çocukların bilişsel, dilsel ve ahlaki gelişimleri başta olmak üzere birçok açıdan olumlu yönde etkileyen en önemli okuma metinleri arasında yer alır.

OYNAMAK İSTEYEN BULUT

Küçük bulut tam 3 gündür yalnız geziyordu. Yanında bir arkadaşı olsa bu kadar sıkılmazdı elbette. Umutla çevresine bakındı, güneşten başkasını göremedi. “Güneşle de oyun oynanmaz ki, cıs diye yakar beni!” dedi. Aşağıya, dünyaya baktı. Koşuşturup duran noktalar gördü. Biraz alçalıp yeniden baktı. Gördükleri, top oynayan çocuklardan başkası değildi. Sevindi. “İşte, oyun arkadaşlarımı buldum!” diye düşündü. (Arkadaşlarınla hangi oyunları oynuyorsun?)

Hemen kendini bıraktı. Sis olarak çocukların üstüne indi. Çocuklar, ne topu ne arkadaşlarını görebildiler. Birbirlerine çarpmaya başladılar. “Bu sis de nereden geldi?” diye bağırdılar. (Sis olduğu zaman sokağa çıktın mı?)

“Onları üzdüm galiba” dedi bulut. Hemen yükseldi. “Yağmur olarak yere inersem, onlarla daha rahat oynarım” diye düşündü. Düşündüğü gibi de yaptı. Biraz yağmıştı ki, çocuklar çok kızdılar: “Ne güzel oynuyorduk. Yağmurun sırası mıydı şimdi?”

Bulut, yağmur yağdırmayı bıraktı. “Başka bir yol bulmalıyım” dedi. “Hah, buldum!… Dolu olarak yağarsam bu çok hoşlarına gider.é

Dediği gibi de yaptı. Fındık büyüklüğünde öyle bir dolu yağdırdı ki, aman aman! Bazıları pat pat diye çocukların başlarına düştü. Hepsi kaçıp kenardaki ağaçların altına sığındılar. “Dolunun sırası mıydı şimdi! Ne güzel oynuyorduk” dediler.

Zavallı bulut dolu yağdırmayı da bıraktı. Yorulmuş, küçülmüştü. “Son şansımı iyi kullanmalıyım” diye düşündü. “Sanırım kar olarak yağmaktan başka çarem de kalmadı.”

Ve bulut, kar olarak, lapa lapa yağmaya başladı. Hayret! Çocuklar, “Yaşasın kar yağıyor!” diye bağırmaya başladılar. Bulut, tükenene kadar kar olarak yağdı. Her yeri bembeyaz yaptı. Çok mutluydu. Nasıl olmasındı ki; çocuklar onu, kar topu yapıp attılar. Kardan adam yapıp, keyifle izlediler. Üzerinde kaydılar. (Çocuklar hangi mevsimleri bir arada yaşamışlardı?)

Üşüyen çocuklar, eve gidince o, hiç üzülmedi. Güneş, onu eritmeye başladığında da hiç üzülmedi. Çocuklarla oynamıştı ya, bu ona yeterdi!

YAĞMURLU YAZ GÜNÜ

Nihayet beklenen gün gelmişti. Yaz! İlayda tatile gitmek için sabırsızlanıyordu. Bavulunu hazırlamak için odasına gitti. Renkli renkli bileziklerini de bavuluna koymak istiyordu. Annesine: “Hepsini alabilir miyim?” diye sordu. Annesi: “Tabi canım.” dedi. İlayda bileziklerini saydı. (Acaba kaç tane bileziği var?) Yedi tane bileziği vardı. Sabah olduğunda çok mutluydu. Yola çıkma vakti gelmişti. Babası bavulları yerleştirirken o da küçük eşyaları taşıdı. Babası son kez tekerlekleri kontrol etti. (Tekerleklerin şekli nasıldır?) İlayda: “Babacığım tekerlekler yuvarlanabilsinler diye daire şeklinde değil mi?” dedi. Babası: “Aferin benim akıllı kızıma.” deyip İlayda’nın başını okşadı.

Yolda giderken ağaçlar, büyük otobüsler, kırmızı çiçekler gördü. Küçük kuşlar cik cik sesleriyle sanki yazın habercisiydi. Uzun bir yolculuktan sonra kalacakları otele geldiler. O da ne? Otel ne kadar da yüksekti. (Acaba kaç katlıydı?) Tam on katlıydı. Babası: “Bizim odamız onuncu katta.” demez mi? İlayda: “Nee o kadar katı bu kadar bavulla nasıl çıkacağız?” diye şaşkınlıkla sordu. Annesi: “Tabi ki asansörle” dedi. Asansöre bindiler “1,2,3,4,5,6,7,8,9 ve nihayet 10” Onuncu kata gelmişlerdi.

Odasına varır varmaz bavulunu açtı ve bileziklerini çıkardı. “1,2,3,4,5,6. Aman Allahım! Bir bileziğim kaybolmuş. Sanırım evde düşürdüm.” dedi. Çok üzüldü. (Sizin bir şeyiniz kaybolunca siz nasıl hissediyorsunuz?) Annesi: “Haydi! Oyalanmadan denize gidelim.” deyince İlayda üzüntüsünü unuttu. Kırmızı deniz simidini aldı. (Acaba deniz simidinin şekli nasıldır?) Mavi mayosunu giyindi. Tam deniz kıyısına gelmişlerdi ki bir de ne olsun? (Ne oldu acaba?) Yağmur başlamaz mı? Koşa koşa otele geri döndüler. İlayda: “Olamaz. Şimdi 10 kat daha çıkmamız gerek.” dedi. 1,2,3,4… Tam 10. kata gelmişlerdi ki (Acaba bu kez ne oldu?) yağmur dindi. Babası: “Nasıl da yaz yağmuruna aldandık. Haydi geri dönelim.” dedi. Deniz kıyısına vardıklarında İlayda simidini boynuna takıp: “Umarım yağmur yağmaz!” diye bağırarak denize koştu. Hayır… Vücuduna yine minik su damlaları değmeye başlamıştı. İlayda ağlamaklı bir sesle: “Yine mi yağmur başladı?” diyerek suratını astı. Annesi ve babası ise ona gülüyorlardı. Çünkü damlalar yağmur damlaları değildi. (Acaba ne damlalarıydı?) Denizden yeni çıkmış küçük bir köpeğin silkelenip sıçrattığı deniz suyu damlalarıydı. (Köpeğin taklidini yaptırabilirsiniz.)